Bilinçüstü
“Delilik, aklın kendi yankısını duymaya başlamasıdır.” — Nietzsche
Abdullah Kani
6/7/20253 min read
Bir ses… Sıradan bir tıkırtı mı, yoksa yan komşum yaşlı teyzesini öldürüp akan kanlarla merdivenlerden yavaşça mı sürüklüyor? Sen neden bir şey demiyorsun… Bu tıkırtı seni rahatsız etmiyor mu? Yoksa beni umursamamayı, tıkırtıları görmezden gelerek mi sağlayacaksın? Ah, dürüst olacağım — hiç işe yaramayacak.
Duydunuz değil mi? Kafamın içinde, kira vermeden yaşayıp duran bu gizemli varlık Bilinçaltından ibaret olamaz; böyle sinsi konuştuğuna aldırmayın, esasen çok kurnazdır ama bana sökmez. Bu Kurban Bayramı eskisi kadar eğlenceli geçmedi. Çocukken ne güzeldi: Arkadaşlarımla karşı sahada top oynardık… Şimdi ise sessiz, bir o kadar dağınık odamda koltuğa uzanmış, yapacak hiçbir şey bulamadığım için kendisiyle baş başa kalmak zorundayım — şu an için.
Komşum Bülent Bey’i pek sevmez kendisi… ama dışarıdan gayet sıradan biri gibi görünüyor. Sıradan yaşantısında oldukça dakik ve rahat bir insan. Geçen Cuma akşamı üst komşu çöp kovasının suyunu döktürmüş diye ona hiç sinirlenmedi; hatta — hatta merdivenleri kendisi temizledi. Üst komşumuz ortalıkta yok diye bu adama neden suç atıyoruz? Bilinçaltına hep böyle sorular sorarım; o asla cevap vermez, sadece soruyu aklıma fısıldar — en sevmediğim kısmı budur muhtemelen.
Üst komşumuz Ahmet, beden eğitimi öğretmeni; 30'lu yaşlarda, gayet beyefendi bir insan. Ancak birkaç gündür kendisinden haber alınamıyor. Geçen gün kapıya gelen polislerin dediğine göre, en son arabası Belgrad Ormanları’nda bulunmuş. Bu, bizim alt komşu Bülent’le hiçbir alakası yok; ama aradaki olmayan bağlantıyı fark edip sizi sürekli rahatsız eden bir bilinçaltınız varsa, işte o zaman benim gibi bunları araştırmak zorundasınız.
Ahmet’in en yakın üç arkadaşı var: Mustafa, İsmet ve Deniz. Biri ilkokuldan beri, diğer ikisi ise birlikte okudukları liseden. Arada bir evde takılırlar ya da dışarıda içmeye, mangala çıkarlar. Çoğu zaman İsmet’in kuzeninin arkadaşlarıyla halı sahada top oynarlar. Ahmet’in arabasında mangal malzemelerinin yanında bir miktar uyuşturucu madde de bulunduğu herkes tarafından biliniyor. Mahalleden berber Cemil Abi’ye göre madde kullanımı fazla abartılmış; kendisi bunu gözlemlemiş. Neyse, gerisini siz tahmin edersiniz; sizi bile ikna etmek zorunda hissetmemeliyim kendimi.
Bilinçaltı çok acayiptir: Sizinle bir şeye inanır; siz o şeyin gerçeğini öğrenip doğruları değiştirdiğinizde, eski doğrularınızla size geri gelir ve inandırmaya çalışır. Onu çok dinlemediğiniz takdirde ise size en utanç duyduğunuz anılarınızı hatırlatmaya başlar. Hani tam uykuya dalmadan önce aklınızın önünden geçen kötü anılar — “Keşke şurada şöyle deseydim.” “Neden böyle yaptım, tam bir aptalım…” — işte onun en zevk aldığı faaliyetler bunlardır. Ona aldırmamanız gerekir; eğer benim gibi bir ara onu dinlemeye çalışırsanız, sonunda ispatlamak için türlü şeyler yapmanız gerekebilir. Gayet tabii zaman kaybıdır bunlarla uğraşmak. Uğraşmayınız. Kullanmayınız.
Şu an kapı çalıyor; bu ses çok yüksek geldiği için anlık rahatımı bozuyor ve kalkıyorum. Yavaşça kapıyı aralıyor biri.
— Ahmet, ben çıkıyorum kardeşim; sarplara geçeceğim. Saç kurutma makinen var mı, hacı, şu saçları bir kurutayım?
— Banyodaki çekmecelerin üçüncüsünü aç; orada siyah bir ayakkabı kutusunun içinde sarı olanı kullanma, bozuk; diğerini al.
— Teşekkürler…
O Balkon! Ölü fareler… Ya bunlar ne olacak? Bülent’in balkonundaki ölü kuşlar, fareler, diğerleri… Çok kötü kokuyor. Hatta şu kokudan şikayet eden Nevriye Teyze’ye ne oldu?
Bakın, görüyorsunuz; aralamamızı istediği kapıları nasıl da yanımıza çekiyor — küstah! Oysa Nevriye Teyze’nin karaciğer yetmezliğinden öldüğünü bilmiyor, ahmak! Bülent Bey’in balkonu onun için bir “sebepler alemi”, tabii. Adamcağız yaşlı; temizleyemez işte. Bunca sene Rusya’da bir fabrikada çalışmış, sonra Türkiye’ye dönüş; beli iki büklüm, temizlemeye takati mi var? Bir süre susacağım şu bilinçaltına. Eğer kendinizi kaptırırsanız, bir gün sizi bir yere götürürler: sessiz ve olanaksız. Bakırköy’de sabaha karşı kendinizi Fatih Sultan Mehmet, akşama doğru Napolyon Bonapart sanabilirsiniz — bunu gayet tabii kimse yadırgamaz artık.
“ALLAHIM, BU NE!”
Beni koltuktan doğrultan bu ses neydi? Ayağa kalktım ve hızla kapıya yöneldim; ses merdiven boşluğundan geliyordu. Dış kapıyı araladım; ayakkabılarımı tam giymeden, merdiven demirlerine tutunarak ilk kata indim. İkinci kata geldiğimde gözlerimin önüne gelen şey korkutucuydu…
Arkadaşım, yerde bağırsak ve kan parçalarıyla, dehşet içinde bana bakıyordu.
Hiç duruyor mu bilinçaltım…?
Haklı çıkmanın bin pişmanlığı.
Bana neler söylediğini akıl bile edemezsiniz…